

Çok Dillilik
Çok dillilik, bireyin birden fazla dil kullanarak iletişim kurabilmesidir. Bir kişinin diller arasındaki yeterlilik düzeyi zamanla değişebilir ve kullanılan ortama, konuşulan konuya veya iletişim kurulan kişiye göre farklılık gösterebilir.
Bu nedenle çok dillilik, tüm dillerde aynı düzeyde yeterlilik gerektiren bir durum değil; bireyin farklı dilleri farklı düzeylerde kullanabildiği doğal ve dinamik bir süreç olarak kabul edilmektedir (Grosjean, 1989; Bialystok, 2001; ASHA).
Günümüzde dünya nüfusunun yarısından fazlası birden fazla dil kullanmaktadır. Birden fazla dil öğrenmek çocuklar için bir yük değil, doğru şekilde desteklendiğinde önemli bir avantajdır.
Araştırmalar çok dilliliğin bilişsel gelişim, iletişim becerileri, problem çözme ve farklı bakış açıları geliştirme gibi alanlarda olumlu katkılar sağlayabileceğini göstermektedir.
Çok Dillilik Bir Sorun Değil, Bir Güçtür
Araştırmalar çok dilliliğin bilişsel gelişim, iletişim becerileri, problem çözme, dikkat yönetimi, farklı bakış açıları geliştirme ve kültürel farkındalık gibi alanlarda olumlu katkılar sağlayabileceğini göstermektedir.
Çok dillilik aynı zamanda:
• Aile bireyleriyle iletişimi güçlendirebilir,
• Kültürel bağların korunmasına katkı sağlayabilir,
• Farklı toplumlar ve kültürler arasında köprü kurabilir,
• Akademik ve sosyal gelişimi destekleyebilir.
Birden fazla dil öğrenen çocuklar bazen tek dilli çocuklardan farklı bir gelişim yolu izleyebilirler.
Kelime dağarcığının dillere dağılması, diller arasında geçiş yapılması veya bazı dil özelliklerinin birbirini etkilemesi çok dilliliğin doğal parçalarıdır.
Bu durumlar tek başına bir dil bozukluğuna işaret etmez. Ancak bazı çocuklarda çok dilliliğin yanı sıra dil gelişiminde ek zorluklar da görülebilir.
Bu nedenle değerlendirme yapılırken yalnızca Hollandaca değil, mümkün olduğunca çocuğun tüm dilleri birlikte ele alınmalıdır.
Dil, Kimliğin ve Aidiyetin Bir Parçasıdır
Dil yalnızca iletişim kurmak için kullanılan bir araç değildir. Aynı zamanda kültür, aile bağları, aidiyet duygusu, özgüven ve kimliğin önemli bir parçasıdır.
Çocukların ana dillerini kullanabilmeleri;
• Aile bireyleriyle güçlü bağlar kurmalarına,
• Kültürel kimliklerini geliştirmelerine,
• Kendilerini daha güvende hissetmelerine,
• Ozgüvenlerini desteklemelerine
katkı sağlayabilir.
Evde Hangi Dili Konuşmalıyız?
Çok dilli ailelerin en sık sorduğu sorulardan biri, çocuklarıyla hangi dili konuşmaları gerektiğidir.
Araştırmalar, çocukla kurulan iletişimin kullanılan dilden daha önemli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ailelerin kendilerini en rahat ifade edebildikleri ve doğal hissettikleri dili kullanmaları önerilmektedir.
Her aile ve her çocuk farklıdır. Bazı aileler birden fazla dili aynı anda kullanırken, bazıları belirli durumlarda veya belirli kişilerle farklı dilleri tercih edebilir. Tek bir doğru yöntem yoktur.
İletişim Her Şeyden Daha Önemlidir
Çocuğun gelişimi açısından en önemli unsur, ebeveyn ile çocuk arasındaki güçlü ve anlamlı iletişimdir.
• Kendinizi rahat hissettiğiniz dili kullanın.
• Çocuğunuzla bol bol konuşun, oyun oynayın ve birlikte vakit geçirin.
• İletişimin doğal ve keyifli olmasına özen gösterin.
• Dil kullanımını bir zorunluluk veya baskı hâline getirmemeye çalışın.
Kaliteli ve Zengin Dil Girdisi Önemlidir
Çocukların yalnızca bir dili ne kadar süre duydukları değil, o dili nasıl deneyimledikleri de önemlidir.
Bu nedenle en iyi olan dilinizde, yani ana dilinizde:
• Çocuğunuza kitap okuyun.
• Hikâyeler anlatın.
• Birlikte şarkılar söyleyin.
• Günlük yaşam hakkında konuşun.
• Çocuğunuzun söylediklerine ilgi gösterin ve sohbeti sürdürün.
Kaliteli ve anlamlı iletişim, dil gelişiminin en önemli destekçilerinden biridir.
Çok Dillilik Hakkında Olumlu Konuşun
Çocukların konuştukları dillere karşı olumlu duygular geliştirmeleri önemlidir.
• Çok dilli olmanın değerli olduğunu vurgulayın.
• Çocuğunuzu dilleri kullanması için cesaretlendirin.
• Başarılarını fark edin ve takdir edin.
• Hata yapmanın öğrenmenin doğal bir parçası olduğunu unutmayın.
Yaşadığınız Ülkenin Diline ve Kültürüne İlgi Gösterin
Çocuğunuzun hem aile diline hem de yaşadığı toplumun diline ve kültürüne olumlu bir şekilde yaklaşabilmesi önemlidir. Bu nedenle ebeveynlerin de yaşadıkları ülkenin dili, kültürü ve toplumsal yaşamına ilgi göstermeleri faydalı olabilir.
Çocuklar, önemli yetişkinlerin tutumlarından etkilenirler. Ebeveynlerin Hollandaca ve Hollanda kültürü hakkında olumlu ve meraklı bir yaklaşım sergilemeleri, çocuğun da bu dile ve kültüre karşı olumlu duygular geliştirmesine yardımcı olabilir.
Amaç, çocuğun evde bir kimliğe, dışarıda ise başka bir kimliğe sahip olduğunu hissetmesi değil; ait olduğu tüm dil ve kültürleri bir arada taşıyabilen bütün bir birey olarak büyümesidir.
Çocuğun hem aile diliyle hem de toplum diliyle güçlü bağlar kurabilmesi, kendini güvende hissetmesini, aidiyet duygusunun gelişmesini ve Hollandacayı öğrenmeye daha açık olmasını destekleyebilir.
Sabırlı Olun
Her çocuk kendi hızında gelişir.
Çocukların farklı dilleri öğrenirken zamana, bol iletişime ve güvenli bir ortama ihtiyaçları vardır.
• Çocuğunuza iki veya daha fazla dili öğrenmesi için zaman tanıyın.
• Karşılaştırmalardan kaçının.
• Sabırlı ve destekleyici olun.
• İletişimi performanstan daha önemli görün.
Amaç kusursuz konuşmak değil; iletişim kurabilmek, kendini ifade edebilmek ve tüm dilleriyle birlikte kendini ait hissedebilmektir.
Çok Dillilik ve Dil Gecikmesi
Çok dilli çocukların dil gelişimi bazen tek dilli çocuklardan farklı görünebilir. Bu nedenle aileler sıklıkla şu soruyu sorar:
"Çocuğum henüz Hollandaca konuşmuyor. Acaba bir sorun mu var?"
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Bir çocuğun toplum dilini (örneğin Hollandacayı) henüz konuşmuyor olmasının birçok farklı nedeni olabilir.
Her Zaman Bir Dil Bozukluğu Anlamına Gelmez
Çocuklar yeni bir dil öğrenirken başlangıçta yalnızca dinlemeyi tercih edebilirler. Bu döneme bazen "sessiz dönem" (silent period) adı verilir ve ikinci dil ediniminin doğal bir parçası olabilir.
Ayrıca bazı çocuklar:
• Hollandacaya yeterince maruz kalmamış olabilir,
• konuşurken hata yapmaktan çekinebilir,
• kendilerini güvensiz hissedebilir,
• yeni dile karşı olumsuz duygular geliştirmiş olabilir,
• evde ve okulda farklı dil deneyimleri yaşayabilir.
Bu durumlar her zaman bir dil bozukluğuna işaret etmez.
Çocuğun Duyguları da Önemlidir
Çocukların yaşadıkları ülkenin diline ve kültürüne karşı olumlu duygular geliştirmeleri önemlidir.
Ebeveynlerin Hollandaca ve Hollanda kültürüne ilgi göstermeleri, çocuğun da toplum diline karşı daha açık ve olumlu bir yaklaşım geliştirmesine yardımcı olabilir.
Amaç çocuğun evde başka, dışarıda başka biri olması değildir. Amaç; çocuğun ait olduğu tüm dil ve kültürleri bir arada taşıyabilen, kendini bütün hisseden bir birey olarak büyümesidir.
Çocuk kendisini güvende hissettiğinde ve her iki dilinin de değer gördüğünü fark ettiğinde, yeni dili öğrenmeye daha açık olabilir.
Peki Ne Zaman Endişelenmeliyiz?
Çok dillilik tek başına dil gecikmesine veya dil bozukluğuna neden olmaz. Bununla birlikte bazı çocuklarda çok dilliliğin yanında dil gelişimini etkileyen başka faktörler bulunabilir. Böyle durumlarda kapsamlı bir değerlendirme yapmak önemlidir.
Örneğin çocuk her iki dilde de:
• belirgin iletişim güçlükleri yaşıyorsa,
• yönergeleri anlamakta zorlanıyorsa,
• yaşıtlarına göre belirgin dil gelişim farklılıkları gösteriyorsa,
• aile veya öğretmenler uzun süredir endişe duyuyorsa,
daha ayrıntılı bir değerlendirme faydalı olabilir.
Gelişimsel Dil Bozukluğu (TOS) da Göz Önünde Bulundurulmalıdır
Bazı çocuklarda dil gelişimindeki güçlüklerin nedeni yalnızca çok dillilik veya dil maruziyeti olmayabilir.
Bu durumlarda Gelişimsel Dil Bozukluğu (DLD/TOS) gibi dil gelişimini etkileyen başka faktörler de değerlendirilmelidir.
Çok dillilik bir dil bozukluğuna neden olmaz. Ancak çok dilli bir çocukta da TOS görülebilir. Bu nedenle değerlendirme sürecinde çocuğun yalnızca Hollandacası değil, mümkün olduğunca tüm dilleri ve iletişim becerileri birlikte ele alınmalıdır.
Değerlendirme sürecinde yalnızca çocuğun Hollandaca performansına değil;
• Tüm dillerine,
• Dil geçmişine,
• Aile gözlemlerine,
• Günlük iletişim becerilerine,
• Eğitim ve sosyal çevresine
birlikte bakılması gerekir.
